« aktif: 24 Eylül 2007, 16:02:48 » |
Remphin
[Serkan911]
21727
Offline
Mesaj Sayısı: 28540
Follow Me
|
Dış alemden gelen bilgiler bize duyular kanalı ile gelir. Fakat bu çok sınırlıdır. Bir kimseyi işitebilmemiz, onun etrafında mevcut olan şartlarla mümkündür. Görmek de böyledir. Çeşitli topluluklarda kelimeler vasıtasıyla insanlarla fikir alışverişinde bulunabiliriz. Bu bakımdan çoğunlukla düşüncelerimiz irademize bağlı olarak ve olmayarak ihanete uğrarlar. Bununla birlikte, bazı ölçüler dahilinde duyularımız genişlik kazanabiliyor. Mikroskop, teleskop, telefon, faks gibi aletler duyularımızın içinde bulundukları yetersizlikten kısmen kurtarmaktadır.
Öte yandan bilim, sayısız titreşimlerin mevcut olduğunu bize şöyle böyle anlatmaktadır. İşittiğimiz seslerin frekansı 32 - 33.000 hertz frekanslı seslerdir. Gözümüz de 450 trilyon kırmızı ışık ile 750 trilyon mor ışık arasında hareket eder. İmajinasyon ısı ile elektrik titreşimleri arasında bir yere sahiptir. Bu yüzden onun fizik tesirleri pek fark edilmiyor. Şüphesiz ki bilimde birçok eksiklikler mevcuttur.
Bu eksiklikler, kâinata yayılmış gerçek titreşimlerle ilgili değildir. Bilimin ağır ilerleyişi, bizim için bilinmez olan seyyal dünyaları tanımamıza bir engel teşkil etmektedir. Araştırmalarımızı genişletmek için şu andaki algılarımızı yeteri derecede temizlemeliyiz. Yeni duyumlar kazanmalıyız. Şuur sahasını genişletmeliyiz. Bu mesele, eski veya şimdi yazılmış olsun, anlatılan normalüstü olayların varlığı kabul edilirse, durugörü, telepati, telekinezi, ipnotizma gibi medyumsal olaylarda ortaya konmuştur.
Nedense, bu olaylar akademik bilim tarafından pek itibar görmemiştir. Bu yüzden de resmî öğrenime dahil olmamıştır. Bilginler tarafından bütünüyle incelenmemiştir. Bu, iki sebepten ileri gelir: 1. Bu olaylar üzerinde yapılan gözlemler, karmakarışık ve bozucu karakterde ortaya çıkmış, bir türlü hüküm altına alınamayan bir kendiliğindenliğin (ve değişkenliğin) bulunmasından ileri gelmiştir. 2. Nihayet profesyonel medyomların bilimsel olmaktan ziyade kazanç hırsı ve şöhret budalalığı yaparak birtakım sahte melekeleri ortaya koydukları da bilinmektedir.
Bu yanlış düşünceler, genellikle psişizm hakkında insanların kabul ettikleri peşin fikirler üzerine dayanır. Psişik olayların değeri hakkında bir aydınlığa kavuşmak istenirse, bütün dinsel ve felsefe ile ilgili her şeyi bir tarafa itmek ve olumlu bir tarzda yeni bilimsel usullerle incelemek gerekir. Bilim en azından aşağıdaki süreçleri gerektirir: 1. Gözlem, olayların aydınlığa çıkarılması. 2. Tecrübe, yani her yönü ile incelenmeye izin veren değişik şartlar içindeki aynı olayların meydana çıkması. 3. Ölçü vasıtalarının mevcut olması. 4. Herkesçe gerçekleştirilebilecek olan kanunların ortaya çıkması. 5. Sadece olayları açıklamaya yarayan değil, aynı zamanda yeni olayları da görünür hâle getiren verimli hipotezler kurup, halka sunmak gerekir.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
 |
Desteğinizle Büyüyen Forum - Reklamcıklar |
|
|
|
Logged |
|
|
« Yanıtla #1 aktif: 24 Eylül 2007, 16:03:50 » |
Remphin
[Serkan911]
21727
Offline
Mesaj Sayısı: 28540
Follow Me
|
İMAJİNASYON
Bu çeşitli şartları yerine getirebilmek için önce psişik olayları incelemeyi öğrenmek gerekir. Bu incelemeler daha önce vardı. Örneğin, ilkel duygu tarafından meydana getirilen psişik olaylar, güçlükle işitilen bir ses, çok zayıf bir ışık, psikofizik ismi verilen bir ilim tarafından inceleniyordu. Bir kısım psişik kanunları bu bilime borçluyuz. Özellikle uyartıcı duyular konusunu toparladı ve hafızanın çalışış şeklini açıklığa kavuşturdu. Kısaca bir kısım psişik problemleri ciddî bir şekilde araştırdı ve açıkladı.
Şimdi biz bu bilimden sadece imajinasyon konusunu inceliyoruz. İmajinasyonun önemi, yüksek ruhsal yetenekleri tohum hâlinde içermesinden ileri geliyor. İmajinasyon prensiplerinin birisi üzerine dayandığımız vakit, durugörü, geçmiş ve geleceğe ait vizyonlar, görülmeyen âlemin (spatyom) derece derece anlaşılması için her insanın kullanabileceği bir metot bulmamız mümkündür. Manyetik, ipnotik bir etki olmadan yani süjeyi uyutmadan, normal şuuru ortadan kaldırmadan çok kısa zamanda elde edilen bazı psişik yetenekler vardır ki, ilk tezahürlerini hemen gösterirler ve derece derece gelişirler. Bunun nasıl mümkün olduğunu anlamak için, imajinasyon olayını incelememiz gerekmektedir.
İMAJ NEDİR?
İmajinasyon, imajların içsel olarak anlaşılması tarzında ifade edilebilir. O hâlde ‘imaj’ nedir? İmaj gerek bir şey (obje) veya şeyler (objeler) topluluğu, gerekse birleşik yahut birleşik olmayan niteliklere sahip bir sahne tarafından meydana getirilmiş bir izlenimdir. Diğer bir deyişle bu tamamlayıcı bir duyu grubu hatırasıdır. Genel olarak imaj kelimesi görme duyusuna tatbik edilir. Sanki ona aitmiş gibidir. Ama, diğer duyular için de imajları göz önüne almak şarttır. Yani tat, dokunma, koku, işitme imajları da olabilir. Genel olarak imajların dışardan görülebilir hiçbir iz bırakmadan beynimizin içinden geçebileceklerine inanıyoruz. Bunun aksi daha gösterilmemiştir. Biz en kolay imajları bile (meselâ ‘O’ harfini) kendi kendimize bir harekette bulunmadan canlandıramayız. Bu, şu demektir: Bütün içsel vizyonlara ve rüyetlere bir enerji yayını eşlik eder. Ve sonuç, titreşim tarzında belirsiz bir yayılışla kendini gösterir. Düşünce Şekilleri isimli kitabında Annie Besant ve Leadbater içsel vizyonlardan bahsederek her düşünceye ait, fizikî gözlerimizle göremediğimiz fakat durugörürler tarafından görülebilen bir tür renkli akışkan kümenin uzay içine fırlatıldığını anlatırlar. Bu küme, belirgin ve açık olmadığı zaman düşünce belirsiz bir şekil arz eder. Aksi hâlde açık seçik bir durumdadır. Bundan başka düşünceye eşlik eden yayının cinsine bağlı nüanslar ışıklı durumlar ve BERRAKLIKLA İLGİLİ bir renklenme de tezahür eder. Bu akışkan yumak belli bir yöne fırlatılabilir. Ve belli bir kimseye ulaşabilir. Ya da belirli bir amacı olmadan uzay içinde yayılır. Ve sonunda kendisi ile ilgili bulunan diğer bir yumakla birleşir. Her şahsın bir aurası vardır. Birçok ışık çizgisi ve renklere sahiptir. Auranın iç çevresi, düşüncenin çalışma şekli ile bağlantılıdır. Ve onun tesiri altındadır. Aura, sakin bir ruh hâli içinde bulunduğumuz zaman ince ve zayıftır. Aksi hâlde aynı aura, ruhumuz şiddetli titreşimlerle dolu bulunduğu zaman girdap tarzında hızla hareket eden, uzağa fırlatılmış akışkan yumaklar meydana getirir. Bu yumaklar, onları yayan kimselerce hiçbir zaman bir kayıp değildir. Ve onlar her zaman hayatın herhangi bir anında bir izlenim hâlinde bulunabilir. Böylece yansıtılan imajlar, belirsiz bir yayılmaya sahiptir. Ve bu hadiseden dolayı her varlığa ulaşırlar. Bir alıcı bulsun veya bulmasın...
Fakat titreşim durumu imajın titreşimleriyle uyuşuyorsa zar zor anlaşılabilir. Böyle bir durum sohbetler ve iş sırasında ortaya çıkabilir. Bu türlü olaylar telepati ve fikir iletimleri ismi altında izah edilir.
Birçok deneycilerin çalışmaları bize şunu göstermiştir:
Sonuç olarak bizden dışarıya fırlatılan veya bize gelen bütün imajlar belirsiz bir hız içinde imaj nakleden bir akım üretirler. İmajın şekil bulmasından hemen sonra yayılan dalgaların varlığı tespit edilmiştir. Hassas kimseler ışıklı bir küme yahut akışkan bir akımın yayıldığını fark ederler. Gözlemciler, bazı şartlar altında, düşünce şekli (form panse) yaratan bir kimse ile uzakta bulunan yabancı diğer bir kimsenin arasında bir ilişkinin bulunduğunu da ortaya koymuşlardır. Bunu şu şekilde ifade edebiliriz: Akımın sebep ve neticesi olan imajlar (yani bazı psikomanyetik imajlar) olaya uygun düzenlemelerle bu akımları idare etmeye, kullanmaya ve normalüstü psişik olayları uyarmaya imkân tanırlar.
Biliyoruz ki beyin, alıcı verici telsiz cihazı gibi çalışır. Bu bakımdan kendiliğinden imajlar, hafızadan gelmez. Bizim iç algılamamızın, hatıralarımızla şekil bulduğu doğrudur. Fakat bunlar pekâlâ dış ortamın tahriki ile meydana çıkmış, görülen veya görülmeyen, bilinen veya bilinmeyen sebeplerden ileri gelmiş, kısmen meçhul şartlar içinde yerine getirilen izlenimlerin sonucu olabilir. Beyin kapalı bir devrede elektriksel bir akım içinde bulunabileceği gibi, açık bir devre olarak da çalışabilir.
Bu nokta çok önemlidir. Zira normalüstü melekelerin mümkün oluşunu bu nokta sağlar. Bazı uyaranlar veya enerji türleri, uygun şiddet ve zıtlıklar şeklinde, bizzat kendimizdeki duyumsal şuur hâlimizi harekete geçirirler. Bu duyum, bir defa hissedildikten sonra hiçbir zaman tamamen silinmez. Duyumlar, bazı şartlar dahilinde araya başka uyaranlar karışmadan tekrar ortaya çıkabilirler. Ama zayıf durumda bulunabilirler. Buna hatırlama diyoruz. Bir eşya, bir varlık, belli bir sahne, bir duygusal yığılma dahi aynı ‘yeniden doğuş’ sürecine dahildir. ‘Yığılma’ hazırlığı açık ve seçik bir imajı meydana getirir. Bu duyularımızın hepsi, toplamı bizde sabitleşir. Ve böylece şuuraltı ismini verdiğimiz bir nevi toplanma meydana gelir.
Fakat izlenimlerimiz bazı ölçüler dahilinde diğer kimselerin izlenimleri ile birleşir. Bundan da şuuraltımızda bulunan hatıralarımız arasında, başka bir şahsiyetin şuuraltında bulunan imajların var olduğu sonucu çıkar. Bu imajlar kendi aralarında (alâka kanununa göre) birleşirler. Ve rastgele başka kimselerin şuuraltında, imajları çekip almaya izin veren birtakım yönetici bağlar meydana getirirler; o hâlde bu imaj deposu sıkı sıkıya kapalı değildir. Şayet kendimize ait olan bir imajın içine kolayca girersek, bazı hâllerde alışveriş kapısını kapatabilir ve yanımızdaki başka bir kimsenin imaj deposuna dalabiliriz. Sonra bu dalma işini gitgide arttırır ve nihayet bizi çeken şuuraltını ziyarete muvaffak oluruz. (Kendi imajımıza dalabilmemiz, bizim zihnimizde canlanan bir sahneye konsantre olmamız demektir.) Bu konsantrasyon ile biz, dışardan gelecek (rastgele) imaj akımlarını önlüyoruz demektir. Konsantre olduğumuz imajı faal hâle geçirip (meselâ donuk bir sahneyi canlandırmak), ilgi kurmak istediğimiz kimsenin imajını kendi imaj sahnemize aktarırız. Bu, telkin ile olur. (Meselâ, bir sahne yaratıyorsun, telkini; bu, medyoma yarattırılan bir imajdır. Bu durumda bir irtibat kurmak istediğimiz zaman, medyomun, o şahsın imajını o odada görmesini isteriz. Buradan da medyom asıl varlıkla irtibata geçer.)
Alıcı ve verici fazla işlemekte ise de iki ayrı imaj sınıfını belirtmek gerekir: A) Yayımlanan imajlar B) Alınan imajlar İmaj kombinasyonları ile belirli bir hâle gelmiş bulunan ve psişik bir olay olan imajinasyonda iki tür vardır: 1) Aktif imajinasyon 2) Pasif imajinasyon
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #2 aktif: 24 Eylül 2007, 16:04:44 » |
Remphin
[Serkan911]
21727
Offline
Mesaj Sayısı: 28540
Follow Me
|
AKTİF İMAJİNASYON
İç tasarımları (zihnî tasavvurları) istekle görünür hâle getiren ve bir amaca göre birleştiren bir melekedir. Bunlar roman, hikâye ve piyesleri yaratmakta rol oynarlar. Hayatın her safhasında mevcuttur. İmajinasyon olaylarının anlaşılması, yaratıcılık ve ‘ruh’un tekâmülünde vazgeçilmez bir kaynaktır. Akıl yürütmenin, fikirlerin ve bir yığın zihinsel olayların temelidir. Eğer onların kanunlarını biliyor ve de tatbik edebiliyorsak, hekim ve ilâç kullanmadan hastalarımızı iyi eder, varlığımızı değiştirir ve kaderimizi gerçekleştirebiliriz. Aktif imajinasyon bütün dünyayı kapsar.
PASİF İMAJİNASYON
Bu konu, diğer bir âlemi teşkil eder ki, biz bununla meşgul olacağız. Pasif imajinasyon, imajinasyonun bazı elemanlarını kullanmak suretiyle normalüstü yeteneklerin ortaya çıkmasını sağlayabilir. Pasif imajinasyon, imajların kendiliğinden meydana gelmesidir. Önce doğal bağlar ile kendiliğinden meydana gelebilir (imaj çağrışımı). Çünki her imaj, kendisi ile zaman ve mekân içinde ilgili olan diğer birtakım imajları görünür hâle getirmek eğilimindedir. Meselâ hiçbir iradî çaba gösterilmese, bahçedeki çimenlik, yan tarafta bir bank olduğu fikrini uyandırır. Böylece, imajlar birbirine yakın olanları uyandırır. Şiddet ve bağlantılar sebebiyle gruplanırlar. Ve eğer hiçbir objektif olay girmez ise, bütün şuur sahasını kucaklayan, birbiriyle az çok ilgili sahneleri oluştururlar. Bu durum, asıl prensibi pasif bir imajinasyon oyunu olan rüya gibidir. İmajların kendiliğinden meydana gelmesinin başka bir sebebi, telepati yoluyladır. Bazı psişik şartlarda imaj, bize tesir eden yabancı bir kimseden yayılır. O anda o imaj, kendi imajlarımızla karışır. Ve iki şuuraltı arasında kendiliğinden bir bağ yaratır. Bu sebeple bazı aşklar, önseziler, çevrenin idraki, durugörü, fikir aktarımları ve diğer normalüstü olaylar ortaya çıkmaktadır. Bu ilk bilgilerle, normalüstü yeteneğin gelişmesine izin veren prensibi anlayabiliriz:
1. Düşünce sakin olmalıdır. İmajı soyutlayabilecek tarzda aktif imajinasyonun faaliyetine engel olmalıdır. Yani aktif imajinasyon bir imajı devamlı olarak işler, onu türlü şekillere sokar. Halbuki imajı soyutlayarak onu sabit, hareketsiz, aynı şekilde tutabiliriz. İmajı bozacak hiçbir tesir ona ulaşmamaktadır.
2) Şuuraltını avlamak için bu imajların şiddetini arttırmak gerekir.
3) Uygun olan çağrışımı yaratarak imajı yönlendirmek gereklidir. Bu çağrışımın (fikir ya da imaj) yapısı imajın ilk istikametine bağlı olan yeni bir saha içine, şuura çekip getiren akımlara sebep olur. Sonuç olarak, mümkün olan istikamet tarzları ve idrak çeşitleri ortaya çıkar, yeni yetenekler oluşur. Olup biten şeyler sanki sapma ve dönme derecesine göre yalnız bir tek anahtarla açılabilen, çeşitli kilitleri olan bir kapıyla kapatılmış bir dünyaya giriştir. Kapı, şahsî fikirlerle yüklü beyindir (medyomun beynidir). Anahtar somut (objektif eşya) kelimelerle uygun bir tarzda yönetilen bir imajdır. Prensip gayet basittir ve hemen hemen hiç yanılmaz. Akıl, genellikle, zekâmızın çalışışında mevcut bulunan bir karışıklık ve dağınıklık içindedir. Aktif imajinasyon ile pasif imajinasyon oyunundan zevk duymak bizi şaşkın hâle getirir. Fikirlerimizin keşmekeşliği, niteliği anlaşılmamış olan titreşimleri terk etmez. Ve ince titreşimler rastgele şuur sahamıza nüfuz eder. Beynimiz tıka basa dolu bir ambar gibidir. Öyle bir ambar ki baca deliği eşyalarla tıkanmıştır. Dışarıyı görmek ne mümkün. Bütün mesele bu karışıklığı düzenlemek, ışığın gireceği baca yolunu açmak ve buradan çıkacak olanlara yardım maksadıyla diğerlerini kenara çekmektir.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #3 aktif: 24 Eylül 2007, 16:05:44 » |
Remphin
[Serkan911]
21727
Offline
Mesaj Sayısı: 28540
Follow Me
|
TATBİKAT ARAÇLARI
Orta seviyeden kültürlü kadın veya erkek bir kimseyi süje olarak alalım. Bunlar sonra tasfiye olacaklar ve neticede en iyileri kalacaktır. Süje ne kadar kaba ise (hassasiyet bakımından) gelişme o derecede güç olacaktır. Başarıya ulaşmak için imajinasyon kabiliyeti orta derecede olanlar da yeterlidir. Yeter ki, kendini tamamıyla dünya işlerine vermemiş, hayatın küçük taraflarıyla dolmamış, şahsî çıkarlarına bağlanmamış olsun... Şüphesiz ayrıca süjenin hasta ve şiddetli heyecanlara uğramamış olması, şoklar geçirmemiş olması gereklidir. Yani muhtelif manevî şoklar zamanla şuur sahasından şuuraltına kaydırılarak, görünür bir rahatlık ve denge sağlanabilir. Fakat bu çalışmalarda şuuraltı faaliyet açığa çıktığı için şokla ilgili heyecanlar, tıkanıklıklar, marazî hâller nüksedebilir. Önce süjede sükûnet hâli doğması gereklidir. Bunun için loş bir oda ve bir yardımcı ile tecrübeye girişilir. Yardımcı, odanın bir köşesinde sükûnet hâlinde zihnen pasif durumda oturmalıdır. Süje rahatça oturmalı, ışık gözlerine düşmemeli (gözler rahat şekilde bağlanabilir ya da ışığa bir perde veya paravana ile engel olunur). O andaki zihinsel meşguliyetlerini bertaraf etmek için süjeye zıt imajlar vasıtasıyla yardım edilir. (Yani zihnî sükûnete götürecek imajlar verilir. Meselâ, sakin bir deniz manzarası, ıssız bir çöl manzarası, mavi bir gökyüzü, sükûnet verici bir kır manzarası vs.) Bu imajlar süjenin zihnindeki karışık imajları, günlük endişeleri dağıtmaya yeter.
Sonra bütün düşüncelerden ayrılması ve celse içinde sadece en yüksek ruhî bir yükseliş imkânı araması rica edilir. (Yani süjede manevî bir incelik, hassasiyet, manevî alemlere doğru bir çekilme duygusu ihtiyacı ortaya çıkartılır. Hikmetli birkaç cümle, dua vs. kullanılabilir.) Sükûnet elde edildikten sonra açık seçik ve somut bir imaj uyandırmaya elverişli bir kelime söylenir: vazo, bardak yumurta, kaşık, portakal gibi... (Söylenen kelime mümkün olduğu kadar çok kolaylıkla ve zihni dağıtmadan göz önüne getirilebilmelidir, basit olmalıdır.)
Süjeden, kelime işittikten sonra göreceği ve hissedeceği duyguları anlatması (görünür hâle getirmesi), açıklaması istenir. Üç durum ortaya çıkabilir:
1. Hiçbir izlenim meydana çıkmaz. 2. Ne olduğu anlaşılmayan bir hatıra ortaya çıkabilir. 3. Bilinmeyen bir imaj ortaya çıkar.
İzlenim yokluğu, açıkça süjenin endişelerinden kurtulamadığını veya şuurdışı bir meşguliyeti bulunduğunu gösterir. Söylenen kelime, gerçekte, şuuraltında titreşimler ortaya çıkaran bir titreşim dalgasıdır. Eğer şuuraltı nötr hâlde kalmışsa hemen hemen hiçbir şey meydana gelmez. Çünki şuuraltına nüfuz edilememiştir. Süje duvarla kapalıdır. Ve kelime bir engele çarpan top gibi geri dönmüştür. Böyle bir durumda, birbirinden farklı bir dizi kelime söyleyerek (ki bu, süjeyi içine alan ön düşünceleri ortadan kaldırmak içindir), eğer bu yeterli değilse, alışılmış bir eşyanın (olayın) hatırasını hatırlatarak o meşguliyetten kurtarılır. Alışılmış bir eşya veya olayın hatırlatılmasıyla yarı hatırlama hâli uyandırılır. Böylece ikinci hâle geçirilir. Eğer bu usul yeterli olmazsa süjeyi küçük bir sahne veya manzara gibi temsilî bir hâli düzenlemeye çeken, onu zorlayan yaratıcı imajinasyondan istifade edilir. Başta da söylediğimiz gibi süje biraz imajinatif karakterde olmalıdır. Yani süjede tecrübeyi kolaylaştıracak sahneleri telkinle tahayyül ettirmek mümkün olmalıdır, meselâ ‘Ben sizi falan yerde görüyorum’ gibi... Sonuç gözükmekte gecikmez. Ön meşguliyet böylece mağlûp edilmiş ve iç imajların meydana çıkması mümkün olmuştur.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #4 aktif: 13 Mayıs 2008, 13:16:16 » |
DarK_RisinG65
[Yolcu]
4
Offline
Mesaj Sayısı: 122
daяк_яiSiηg65
|
Hm... Sağol tşkler...
|
|
|
|
|
Logged
|
- -- ---^[daяк_яiSiηg65]^--- -- -
|
|
|
« Yanıtla #5 aktif: 21 Mayıs 2008, 19:30:41 » |
razor
[Yolcu]
4
Offline
Mesaj Sayısı: 177
rep rep rep
|
BEN YENİ ÜYE OLDUM VE PSİŞİK GÜÇLERİMİ ÖÜRENMEK VE BİRAZDA OLSA KULLANMAK İSTİYORUM OKUDUM VE BİRSEY ANLAMADIM GELİŞTİRME KONUSUNDA CVP BEKLİYORUM TESEKKURLER
|
|
|
|
|
Logged
|
....RaZoR....
|
|
|
« Yanıtla #6 aktif: 21 Mayıs 2008, 19:45:55 » |
Remphin
[Serkan911]
21727
Offline
Mesaj Sayısı: 28540
Follow Me
|
BEN YENİ ÜYE OLDUM VE PSİŞİK GÜÇLERİMİ ÖÜRENMEK VE BİRAZDA OLSA KULLANMAK İSTİYORUM OKUDUM VE BİRSEY ANLAMADIM GELİŞTİRME KONUSUNDA CVP BEKLİYORUM TESEKKURLER
1- kurallar dahilinde önce küçük harflerle yazınız 2- yetenekleri geliştirme konusuna gelmeden önce psişik yetenekler hakkındaki açıklama konularını okuyunuz
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #7 aktif: 22 Mayıs 2008, 23:09:29 » |
razor
[Yolcu]
4
Offline
Mesaj Sayısı: 177
rep rep rep
|
okudum ve anladım tesekkurler saolun.....
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #8 aktif: 01 Temmuz 2008, 21:39:19 » |
yanqee
[Yol Gezer]
315
Offline
Mesaj Sayısı: 311
;) Mutluyum en sonunda...
|
;) admin nerden buluyosun ya helal olsn sana ;)
|
|
|
|
|
Logged
|
SatanIzm-ir ;)
|
|
|
« Yanıtla #9 aktif: 12 Temmuz 2008, 14:13:02 » |
Yolcu
[Sömürücü]
0
Offline
Mesaj Sayısı: 1
|
Psişik bir kişi misiniz? Olaylar olmadan önce onları bilebiliyor veya hissedebiliyor musunuz? Rüyalarınız kehanet içerir mi? Bu yetenekler veya bunların daha fazlasına sahip olmak ister misiniz?1865’te bir Nisan gecesi başkan Abraham Lincoln rüyasında Beyaz Saray’da olduğunu görmüştü. Rüyasında bir çığlık sesiyle uyandırılmış ve Doğu Odası adı verilen salona doğru sesi takip etmek için yatağından kalkmıştı. Odanın içine baktığında bir tabut başında nöbet tutan askerler gördü. Erkek ve kadınlar, tabutun yanından geçerken açıkça yas tutuyorlardı.Tabutun içini göremiyordu ve ölen kişinin kim olduğunu askerlere sordu. Askerler bunun Başkan olduğunu ve bir suikastçi tarafından öldürüldüğünü söyledi. Lincoln sonra uyandı ve bu canlı ve rahatsız edici rüyasını karısı Mary’ye ve bazı arkadaşlarına anlattı. Maalesef rüya, bir kehanet rüyası olduğunu kanıtladı, çünki Lincoln bir tiyatroyu ziyareti sırasında bir suikastçi tarafından vurulmuştu. Kehanetlerin Gizemi adlı kitapta, Angus Hall ve Francis King tarafından aktarılan Başkan Lincoln’ün rüyası, herhangi bir duyu kanalından (dokunma, görme, işitme vs...) geçmeyen bilgiyi alabilme yeteneği olan bir psişik farkındalık örneğidir. Paranormal konularda yüzyılımızın en verimli yazar ve araştırıcılarından biri olan Colin Wilson, Okült Olanın Ötesinde adlı kitabında gerçek, çok boyutlu ve zamansız evrene geçiş sağlayabilecek, beş duyumuzun uzantısı olan psişik yeteneğin doğal olduğunu ama az kullanıldığını söylemiştir. Tarih, yeteneklerini gerçek evrene geçmek ve gelecekteki olayları şimdiki yaşamları sırasında bilmek için kullanan kahinler, mistikler, görücüler, vizyonerler ve psişiklerle doludur. Onlar, insanların çoğu için kapalı kalmış olan gerçek dünyaya geçmek için rüyaları, meditasyonu, ilaçları, çay yapraklarını, suyu, kumu, oyun kartlarını, bozuk paraları, kristal küreleri, semboller ve işaretleri, taşları ve daha birçok şeyi kullanmışlardır. Psişik yeteneğe sahip kişilerin aldığı bilgiler tekrar tekrar kanıtlanmıştır ama onlar, çoğu kez bu psişik yeteneklerini gösterdikleri için kötülenmişler ya da daha kötü tavırlara maruz kalmışlardır. Bu tür yeteneklere sahip olduklarına dair basit bir şüphe yüzünden o kişilerin canlı canlı yakıldığı, işkence gördüğü ve köy göletinde boğuluncaya kadar suya batırıldıkları Orta Çağları düşününüz. Neyse ki, paranormale duyulan ilgi artık suç değildir ve psişik yeteneklere sahip olmak sizin şeytanla işbirliği içinde bulunduğunuza delalet etmemektedir. Bununla birlikte bu alana hala şüphe, korku ve alayla yaklaşılmaktadır. ABD’nin önde gelen psişik medyomlarından olan Wendy Hargreaves, çocukken anne babasının onun durugörürlüğü yüzünden endişelendiklerini ve onun cesaretini kırdıklarını söylüyor. Onu psişik yeteneklerinden uzaklaştırmada o kadar başarılı olmuşlardı ki, yirmili yaşlarının ilk yıllarında bir şifacı olarak çalışıncaya kadar, yeteneklerini unutmuştu. Ancak birlikte çalıştığı insanlar hakkında telepatik bilgi almaya başladığının farkına vardığı zaman psişik yeteneğini geliştirmeye ve kullanmaya karar verdi.
BİLİMSEL ÇIKMAZ Bilim (Parapsikoloji) psişik veya paranormal oluşumlara getirilecek açıklamaları en azından 1700’lerden beri araştırmaktadır. Bilim adamları için sorun, psişik yeteneğin tabiatı dolayısıyla kontrollü koşullarda ölçülmesinin zor oluşudur. Bir duyguyu veya rüyayı, bir örnek olarak nasıl sayabilirsiniz? Bir gelecek olayı bildirme yeteneği nasıl açıklanabilir? Bu önceden biliş neden veya nereden yayılmaktadır? Bu durum, enerjinin tabiatı hakkında veya bizim dünyada var oluşumuz hakkında ne söylemektedir? Bilim için bilhassa ilginç olan alan, neden psi’yi (bilimsel deneylerde bazen bilinmeyen bir ölçümü tanımlamak için sembol olarak kullanılan Yunan alfabesinin 23. harfi) insanların bazılarının deneyimledikleri ve bazılarının deneyimlemedikleridir. Bir dizi deney, insanların psi’ye yaklaşımlarının önemli bir faktör olduğunu önermektedir. New York’taki Şehir Kolejinden Gertrude R. Schmeidler, psi’ye inanan süjelerin psi testlerinde iyi sonuç alırken şüpheci eğilimlilerin şans seviyesinin altına düştüklerini bulmuştur. Parapsikoloji psişik yeteneği iki temel alana bölmektedir: Duyular Dışı Algılama (DDA): DDA, parapsikolojinin babası Profesör J.B. Rhine tarafından, duyusal fonksiyonlar gibi görünen psi’nin herhangi bir tezahürünü göstermek için tanıtılan genel bir terimdir. Diğer tanımlar ise şunları içermektedir: falcılık, kahinlik, kehanet, cam küre okuma, tele veya para-gnosis, ikinci görüş, anormal biliş, anormal bilgi nakli. Bunlar aşağıdaki türden fenomenleri kapsamaktadırlar: Telepati (uzaktan hissediş/ algılama): Geçerli duyu kanalları kullanılır durumda değilken bir kişi tarafından fark edilen bilginin başka bir kişi tarafından alınması. Durugörü (açık görüş): Geçerli duyu kanalları kullanılır durumda değilken kişinin çevre hakkında bilgi alır gibi görünmesi. Prekognisyon (önceden biliş): Gelecekte olacak bir olay hakkında sonuç çıkarılamayacak bir bilgiyi herhangi bir şekilde almak. Psikokinezi (PK): Psikokinezi veya zihin hareketi, Profesör Rhine tarafından bir kişinin sadece isteyerek çevresini etkileyebildiği psi fenomenini açıklamak üzere ortaya atılmış bir terimdir. DDA duyusal fonksiyonlar olarak düşünülürken, PK motor fonksiyonların psi karşılığıdır. PK genel olarak iki kategoriye ayrılmıştır: Mikro PK: Ortada bir olayın olduğunu belirlemek için araçlara veya istatistik analizlere gerek duyulan olaylardır (mikroelektronik aygıtlar üzerindeki etki gibi). Makro PK: Basit, çıplak gözle gözlemin ortada fiziksel bir etki olduğunu önerdiği olaylar (darbeci varlık faaliyetleri, masa tıklamaları, levitasyon vs...).
NE KADAR PSİŞİK YETENEK SAHİBİSİNİZ? Bu, Büyük Britanya Psişik Başvuru Masasından Stuart Bugby tarafından psişik yeteneklere sahip olup olmadığınızı belirlemek için hazırlanan basit bir testtir. “Psişik Yetenekler” ifadesinin çok çeşitli algılamayı kapsadığını ve kendini doğal el falı ustalığı, kristal küre okumak veya hatta Tarot kartlarını da içeren iskambil destelerinin sezgisel olarak okunması gibi birçok değişik yolla sunabileceğini söylemektedir. Bu ustalıkların hepsi kurumun “saptama sanatları” dediği bir alana aittir. Beşten daha fazla soruya vereceğiniz “evet” cevapları, psişik yetenek sergileme potansiyeline sahip olduğunuzu gösterir.
• Yeni biriyle tanıştığınızda o kişiyle anlaşıp anlaşamayacağınız yolunda içgüdüsel bir duygu hisseder misiniz? Onlardan hoşlanıp hoşlanmıyor oluşunuzun, bu hisle ilgisi yoktur. • Rüyalarınızın onda yedisini kehanet içeren türden mi bulursunuz? • İnsanların sizle konuşmaktan gerçekten zevk aldığına inanır mısınız? • İnsanların kendi endişe ve üzüntülerini size boşalttığını düşünür müsünüz? • Buluşmalarınıza çoğunlukla geç mi kalırsınız? • Ağaç gövdesi, odun ateşinin alevleri veya bulutlar gibi rastgele şekillerde desenler ve resimler görebiliyor musunuz? • Rüyanızda, sonradan orada gerçekte bulunduğunuzu hisseder misiniz? • Okuldayken Türkçe dersinde Matematik dersinde olduğunuzdan daha mı iyiydiniz ? • Basit işler yaparken veya sadece otururken zihninizde bir yorum dolaşır mı? • En azından tek bir şey hakkında batıl inancınız var mı? • 7 sayısını 13’e tercih eder misiniz? • Bir teleskoptan bakmak için sağ gözünüzü mü tercih edersiniz? • Kendinizi planlar yapmak yerine kendiliğinden (doğal) davranmayı tercih eden biri olarak mı görüyorsunuz? • Sevdiğiniz birinin ölümünden sonra sadece kısa bir süre mi yas tutarsınız? • Uzun vadeli planlamaları sıkıcı mı bulursunuz? • Geniş açık mekanlarda bulunduğunuzda çok mutlu olur musunuz? • Düzensizlik (dağınıklık) sizi rahatsız etmez mi? • Sık sık kokuları hayal eder misiniz? • Uzun zaman sürelerini yalnız geçirmekten hoşlanır mısınız? • Ani ve sert hava koşullarından büyülenir misiniz? Mesela dalgalı deniz, yıldırımlar, fırtınalar gibi. • Yabancı bir kasabanın çevresinde sadece ne bulabileceğinizi görebilmek için yürüyüşe çıkar mısınız? • Garip şekilli kayalar veya ağaç kabuğu ve tahta parçaları sizi cezbeder mi? • Ölüm konusunda kesinlikle korkusuz musunuz? • Belirli renkleri giymenin sizi ve çevrenizdekileri bir biçimde etkilediği olmuş mudur? • Acı eşiğiniz başkalarına göre daha mı az aşağıdadır? • Doğal bir ritminiz var mıdır? (dans etme, vs...) • Eski evler ve binalar sizi cezbeder mi? • Köpekler ve kediler size doğal olarak dostça mı davranır? • İnsanlar sizinle bire bir anlamda birlikte olmayı tercih ederler mi? • Eski bir yüzyılda yaşama fantezisi sizi cezbeder mi? Psişik yeteneklerini teste tabi tutma konusunda ciddi olanların, İngiliz Astroloji ve Psişik Topluluğunun tam bir üyesi olmaları durumunda, hakemler kuruluna iki tane tam doğru okuma sağlamaları gerekmektedir. Ayrıca, Londra’daki Psişik Araştırma Derneği “DDA ve PK için Test” adlı, parapsikoloji alanında birçok bilimsel test içeren bir kitapçık yayınlamıştır. İnternet’te de çeşitli üniversiteler ve araştırma merkezleri tarafından sevk edilen “canlı” testler vardır.
PSİŞİK GELİŞME EGZERSİZLERİ İngiliz Astrolojik ve Psişik Derneği başkanı Berenice Watt, 20 yıldır psişik gelişme konusunu öğretmektedir. O da, yazar Colin Wilson gibi psişik yeteneklerin bir miras olduğuna ama bütün insanların içinde uykuda olduğuna inanıyor. Okuyacağınız egzersizlerin haftada 3 kez tekrarlanmasını tavsiye ediyor: Egzersizi 10 dakika yaparak başlayın, sonra her seansta süreyi arttırın. Rahatsız edilemeyeceğiniz, oturulabilecek bir yer bulun. Gözlerinizi kapayın ve birkaç derin nefes alın. Vücudunuzu gevşetin. Mümkün olduğunca detaylı bir şekilde bir çiçek imajine edin; şekli, rengi, kokusunu ve yapısını. İmajı çok güçlü bir şekilde görününceye kadar çiçeği vizüalize etmeye, imgelemeye devam edin. İmajine ettiğiniz bir kır yolunda, çiçeği bir kıra yerleştirin. Yolculuk sırasında huzurlu bir yerde dinlenin. Yolculuktaki bu mola sırasında size görünen imajlar ve düşüncelere dikkat edin. Kesin olarak aynı yoldan eve geri dönün- imgelemenizde oraya eğer kapılardan veya kapı yollarından geçerek gitmek zorunda kaldıysanız, yine oralardan geçerek geri dönün. “Bu rotayı başlangıç noktasına doğru geri götürmek çok önemlidir.” diyor Watt, çünki siz ruhun süptil seviyelerini yeniden gruplandırıyor ve yeniden hizaya sokuyorsunuz. Başlangıç yerinize geri döndüğünüzde, gözlerinizi yavaşça açınız. Yolculuğunuz çok canlı bir deneyim haline geldiğinde, ruhsal rehberlerinizden kendilerini size tanıtmasını isteyin. Aynı işlemleri uygulayın ama yolculuktan sonra gözlerinizi yavaşça açın. Bir not defteri alın ve sonraki 10-15 dakika için düşüncelerinizi, duygularınızı, zihninizden geçen veya vücudunuzda duyduğunuz hisleri, duyularınızı ve resimleri yazın.
TELEPATİ TESTİ Bir arkadaşınıza Zener kartları destesini (1920’lerde Duke Üniversitesi tarafından tasarlanmış olan deste, 5 değişik sembolden meydana gelmiştir; bir haç, bir kare, bazı dalgalı çizgiler, bir daire veya kare) karıştırmasını söyleyin. 30 saniyelik aralıklarla saatlerinizi ayarlayın, arkadaşınız kartların desenli yüzlerini açsın, her kartın yüzüne konsantre olsun, yerini kaydetsin ve sonra kartı ters çevirsin. Bu sırada kartların düzenini, algıladığınız gibi yazın. Kartları tekrar karıştırın ve dört kez daha deneyin, 125 kereye kadar destedeki her turda (25 defa) 5 doğru cevap şanstır. Her 25 kartlık turda 6-5 kartlık ortalama, sizi Profesör Rhine’ın ilk başarılı süjeleri arasındaki telepatik kategoriye yerleştirecektir.
Uri Geller’s Encounters dergisi, Aralık 1996 sayısından Çeviren: Burak Erker
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|