Gönderen Konu: Anadoluda Ortaya çıkan Tarikatlar  (Okunma sayısı 6792 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Remphin

  • [S.Ç.]
  • *
  • İleti: 57275
  • 65513
  • Cinsiyet: Bay
  • Project
    • İçinizdeki İrlandalı
Anadoluda Ortaya çıkan Tarikatlar
« : 02 Ağustos 2007, 03:43:44 »
a- RiFAiYE

(Rifailik)

Rifailik, 12. yüzyılda Irak'ta Ahmet Rifai tarafından kurulmuş olan Sünni bir tarikattır. Kısa zaman içinde islam dünyasında yayılan bu tarikat, günümüzün de en yaygın tarikatlarından birisidir. Kur'an ve hadislere yorumlamaksızın uymayı savunurlar. Bu tarikat kuruluşundan birkaç asır sonra Anadolu'da da yayılmıştır. Bir çok islamcı tarikatta olduğu gibi bu tarikatında kuruluş amaçları ve görüşleri açısından yazılanlarla pratikleri arasında uçurumlar vardır. Sözde din adına hareket eden bu tarikatlar görünürde kendilerini dünya nimetlerinden soyutlayan ve Allah'a adayan bir söylemleri olmakla birlikte, tersine halk üzerindeki baskının, sömürünün araçları konumundadırlar. Halkın dini duyguları sömürülerek din egemenliklerinin bir aracı haline getirilmiştir.

Kurucusunun tanımına göre Rifailik, bid'at ve hurafelerden uzak bir din, riyakarlıktan uzak bir ibadet, Tanrı dışındaki varlıklara bağlanmayan bir yürek, bayağı zevklere tutsak düşmeyen bir nefis temeline dayanır. Ancak, yaşamda tersine bu söylemlerle ilgileri olmamıştır. özellikle ilk kuruluşlarından sonra süreç içerisinde tamamen egemen sınıfların egemenliklerini sürdürmede kullandıkları araç haline gelmiş, egemen sınıflarla bütünleştikçe halktan daha da uzaklaşarak daha fazla yozlaşmış, gericileşmiş, geri bir inanış çerçevesinde de olsa varolan değerlerini tamamen yitirmişlerdir.

Rifailik, bütün islam dünyasına yayılırken, Anadolu ve Rumeli'de de kendisine taraftar bulmuştur. Ancak buralardaki Rıfailer zaman içinde fütüvet ve Bektaşiliğin etkisi altına girerek özgünlüklerini büyük ölçüde kaybetmişlerdir. Rıfailik de diğer birçok tarikat gibi çok sayıda kollara ayrılmıştır. Başlıca kolları Sayyadiye, Kavyaliye, Niriye, izziye, Fenariye, Burhaniye, Fazliye, Cündeliye, Cemiliye, Diriniye, Ataiye, Sebsebiye, imadiye ve Kantaniyedir. Rıfaiye tarikatı da diğer bir çok tarikat gibi Osmanlı devletinin halka karşı zulmüne karşı olmamış, Osmanlı'nın bu politikalarının destekçisi olmuş ve Osmanlı'dan destek de görmüştür. Sultan üçüncü Osman'ın da bu tarikatın müridi olması bu durumun daha açık bir göstergesidir.

Rıfailik, bugün gelinen noktada tamamen yozlaşmış ve gericileşmiş bir şekilde günümüz Anadolu'sunda hala yaşayan bir tarikattır. Ancak siyasal yaşamda herhangi bir etkinliği yoktur.

b- KADiRiYE

(Kadirilik)

Kadirilik, 12. yüzyılda Abdülkadir Geylani tarafından Irak'ta kurulan Sünni bir tarikattır. Şeriat kurallarına uygun dinsel bir anlayış izlemişlerdir. Sünni islam tarikatları içinde çok önemli bir yer tutan ve birçok bağlıları bulunan Kadirilik'ten yirmiye yakın kol türemiştir. Bunların içinde en tanınanları Esediyye, Halisiyye, Rumiyye, Hilaliyye, Yafiiyye, Garibiyye, iseviyye, Ekberiyye ve Eşrefiyye kollarıdır. islam dünyasının en yaygın üç tarikatından biri olan Kadiriye tarikatını Anadolu'ya taşıyan 15. yüzyılda şair Sugi Eşrefoğlu Rumi'dir. ilk olarak bu tarikat iznik yöresinde kurulmuştur. 16. yüzyılda da Kadiriye, ismail Rumi ile istanbul'a ulaşmıştır. Dolayısıyla Eşrefiye ve Rumiye olmak üzere iki kol halinde varlığını sürdürmüştür. Günümüzde hala varlığını koruyan kolu sadece Eşrefiye'dir. Kadirilik ortaya çıkışından itibaren Sünniliği benimsemiş bir tarikattır. Şeriat kurallarının dışına çıkılmasına kesinlikle karşıdırlar. Toplumsal gelişmeye karşı olmuşlardır. Hatta ilerici değişimler karşısında ortaya çıkan gerici ayaklanmalarda başı çekmişlerdir. özellikle Arap ülkelerindeki Kadiriler Osmanlı'nın dağılma sürecinde bazı tavizler karşılığında ingiliz emperyalizmiyle işbirliği yapmışlardır.

c- HALVETiYE

(Halvetilik)

Halvetilik, 14. yüzyılda iran-Afganistan bölgesinde doğmuştur. Gizli zikir yöntemini kullanan Sünni bir tarikattır. ömer Halveti tarafından kurulan bu tarikat, özellikle Türkler arasında en yaygın olan tarikatların başında yer alır. Bu tarikatın bir başka özelliği de en çok kol ve şubeye sahip bir tarikat olmasıdır. Halvetiye kökenli 40 civarında tarikat vardır. Tarikat önce Cemaliye, Şemsiye, Rüşeniye ve Ahmediye olmak üzere dört ana kola ayrılmıştır. Daha sonra bu ana kollardan onlarca alt kollar çıkmıştır. Halvetiye, 15. yüzyılın ikinci yarısında Anadolu'ya Erzincanlı Muhammed Bahauddin tarafından getirilmiştir. ömer Halvet, şeriat ilkelerine bağlı, dinle tasavvufun uzlaştırılması temelinde bir inanç sistemi kurmaya çalışmıştır. Ona göre şeriatın bütün kurallarına uymak gerekir. Dinin özü ibadet ve zikirdir. Zikir, toplumdan uzakta, içe kapalı bir yaşam biçimiyle gerçekleştirilir. Bu tarikat iran, Suriye, Irak, Mısır, ve Anadolu başta olmak üzere geniş bir alana yayılır. Zaman içinde daha da etkinliği artar ve 40 kol'a ulaşır. Böylesi bir gelişmeye karşı bu tarikat, kendi içinde önemli bir yenilik göstermez.

Halvetiler, ağırlıkla Anadolu'da gelişir. Diğer bölgelere de yayılmış olmasına rağmen Anadolu'daki gibi bir güce ulaşamaz. Halvetilik Anadolu'da en fazla yayılan bir tarikat olmuştur. Ve bu durumu Cumhuriyetin ilanına kadar sürmüştür. Halveti kökenli tarikatlar, genelde Osmanlı iktidarının destekçisi konumunda olmuşlardır. Ve devletin önünü açmasıyla bu tarikat her yerde kendisine zemin bulmuştur. Osmanlı tahtına geçen 36 padişahtan yarısı Halvetiye tarikatının kollarından birine mensuptur. Diğer bir deyişle Halvetilik, mevcut tarikatlar içinde Osmanlı devletiyle en fazla bütünleşmiş bir tarikattır.

d- NAKŞiBENDiYE

(Nakşibendilik)

Mehmed Bahaeddin Nakşbend tarafından 14. yüzyılın ikinci yarısında Buhara yöresinde kurulan, herşeyiyle şeriata bağlı Sünni tasavvuf anlayışının en önemli temsilcisi olan bir tarikattır. Anadolu'ya 15. yüzyılın ikinci yarısında Simavlı Molla ilahi tarafından getirilmiştir. Ve bu dönemden sonra Nakşibendilik, hızla gelişmiş ve Osmanlı'yla bütünleşmiştir. Birinci Abdülhamit ile Dördüncü Mustafa'nın Nakşibendi olması bu açıdan tesadüf değildir.

Osmanlı'ya bağlılığının ödülü, kapatılan Yeniçeri Ocağı'nın Bektaşiliğe ait tekkelerinin devlet tarafından bu tarikata devredilmesi olmuştur. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte birçok tarikat giderek yok olurken, Nakşibendiler kendilerini korumayı başaracaklardı. özellikle de 1940'lı yılların ikinci yarısından sonra önü açılacaktı. Ve Nakşibendiler, günümüz Türkiyesi'nde en yaygın ve en güçlü tarikatlardan birisi olacaktı...

iran'ın Buhara yöresinde ortaya çıkan Nakşibendilik, başta Hindistan olmak üzere birçok bölgeye yayılmıştır. Ancak en fazla tutulduğu yer Anadolu olmuştur. Böylesi bir tablonun ortaya çıkmasında Osmanlı sultanlarının koruma ve güçlendirme politikalarının önemli bir yeri vardır. Zikir (Tanrı adını mırıldanma) temeline dayanan Sünni bir tarikattır. Şeriat dışı ya da şeriata aykırı bir inanç ve görüşleri yoktur. Gerçekleştirilmek istenen sadece katı bir dindarlıktır. Bu bakımdan aslında tasavvuf dışı bir tarikattır. Tasavvufla sadece biçimsel temelde bir bağı vardır. Bu biçimsel bağ da, kendinden geçme yoluyla, yani zikir ile Tanrıyla ilişki kurma amacıyla sınırlıdır. Bu tarikatta zikir içten ve sessizce (mırıldanmayla) yapılır. Nakşibend, kumaşların nakışlarını ipek tellerle bağlayıp tezgaha hazırlayan kimse demektir. Ruhun da bir nakış gibi Tanrısallığa hazırlanması gerektiği mantığından hareketle bu tarikata, Nakşibendilik adı verilmiştir.

Her türlü yeniliğin karşısında olan Nakşibendiye, ortaya çıkışından bugüne kadar hep egemen sınıflarca kullanılmıştır. Osmanlı sultanları bu tarikatı, halkın memnuniyetsizliğini frenlemede kullanmakla yetinmemişler; yeri geldiğinde ilerici hareketlere karşı vurucu güç olarak da kullanmışlardır. Ulusal Kurtuluş savaşı döneminde yaşanan birçok gerici ayaklanmada başı Nakşibendi tarikatı çekmiştir. iran kökenli bir tarikat olan Nakşibendiliğin 7 kolu vardır. Bunlar içinde günümüze değin gelebilen ve gücünü koruyabilen sadece Nurculuk ve Süleymancılıktır. Nurculuk ile Süleymancılık da birçok kollara ayrılacaktır.

e- KAZERUNiYE

Anadolu'da görülen ilk tarikat örgütlenmelerinden birisi olan Kazeruniye, aslında 11. yüzyılda iran'da doğmuştur. Ve 13. yüzyılda da Anadolu'ya gelmiştir. Erzurum, Amasya, Konya, Edirne ve Bursa yörelerinde kurduğu dergahlarda faaliyet yürüten bu tarikat, çok fazla yayılma olanağı bulamadan 16. yüzyıldan sonra tarihe karışmıştır. Şiraz doğumlu Ebu ishak ibrahim bin Şehriyar (Kazeruni) tarafından kurulan bu Sünni tarikat, ishakiye ya da Mürşidiye adlarıyla da tanınmıştır. iran'da Safeviler döneminde Kazeruniye tarikatı Safevilerin Şia'yı yaygınlaştırma politikaları sonucu devlet desteğinden yoksun kaldıkları için ve Safevilerin iran'daki merkezlerini dağıtmalarıyla gerilerler. iran'daki merkezin dağıtılmasıyla bu tarikatın Anadolu ve diğer bölgelerdeki varlığı da giderek sönmeye başlar. Ve denilebilir ki, 16. yüzyılın ikinci yarısından sonra Kazeruni'nin kurduğu bu tarikatın bağlısı kalmamıştır.

f- MEVLEViYE

(Mevlevilik)

Mevleviye, 13. yüzyılda Anadolu'da doğan ilk tarikatlardan birisidir. Kurucusu Mevlana Celaleddin Rumi'dir. Anadolu'da etkin olan Sünni tarikatlardan biri olan Mevleviliğin, gerçek anlamda tarikat olarak şekillenmesi aslında Mevlana'nın oğlu Sultan Velet tarafından gerçekleştirilmiştir. Konya merkezli doğan bu tarikatın özelliklerinden birisi, çelebi adı verilen ve Mevlana soyundan gelen şeyhlerce yönetilmesidir. Tanrının ve peygamberinin açık sözlerine uyan ve bunlardan gizlenmiş sayılan anlamlar çıkarmak için yorum yapan Mevlevilik, tasavvuf tarikatlarının ortak felsefesi olan "varlık birliği" (Vahdeti Vücud) inancına da sıkı sıkıya bağlıdır. Bu inanca göre Tanrı yaratan değil beliren yani tezahür edendir. Sünnilikle bağdaşmayan bu anlayış insana verdiği değer boyutuyla Mevlevileri diğer sünni tarikatlardan ayıran önemli bir özelliktir. Bunun dışında Mevlevilik anlayışının daha birçok ayrıntıları da Sünnilikle bağdaşmaz. Dinsel törenlerinde müzik ve raksın olması, varlık birliği inancını savunması ve Şii eğilimleri taşıyor olması gibi olgulardan dolayı Osmanlı'nın resmi din anlayışıyla da çelişen yanları vardır. Vahdet-i vücud anlayışından doğan Mevleviliğin başlıca ilkesi, insanı sevmenin Tanrıyı sevmek demek olduğunu savunmasıdır. Ancak bu özelliklerine karşın Osmanlı'nın halka yönelik zulmüne karşı bir tavır içerisinde olmamıştır. Bugün ise ciddi bir gücü olmayan elit bir çevre konumundadır.

g- ZEYNiYE

Zeynuddin Hafi'nin kurduğu bu tarikatı 15. yüzyılın ortalarına doğru Anadolu'ya getiren Sufi Abdullatif-i Kudsi'dir. Anadolu'daki merkezi Bursa olan bu tarikat, 15. ve 16. yüzyıllarda diğer büyük şehirlerde açtığı tekkelerle Anadolu genelinde yayılmaya çalışmıştır. Ancak Mevlevilik gibi bu tarikat da halka uzak durmuştur. Dolayısıyla da yaygınlık kazanamamıştır. çevresine daha çok devlet erkanından elit bir tabakayı toplamayı başarabilen bu tarikat, 17. yüzyıldan sonra varlığını koruyamayarak yok olur. Sultan Yıldırım Beyazıd ile Sultan Birinci Mehmed de Zeyniye mensubudurlar. Bu durum bu tarikatın Osmanlı katında yerini çok açık bir biçimde ortaya koymaktadır.

Belli başlı bu Sünni tarikatlar dışında Bayramilik ve kolları (Bayramiyei, Şemsiye, Melamiyei, Bayramiye, Celvetiye), Melamilik ve kolları (Melamiye-i Bayramiye, Melamiye-ı Nuriye, Melamiye-i Kassariye) gibi Sünni tarikatlar da vardır. Ancak bu tarikatların diğerlerinden farklı olarak halkçı özellikler taşımaları ve egemen sınıflarla işbirliği içinde olmamaları, egemen sınıfların (Osmanlı'nın) baskısına maruz kalmışlardır. örneğin, halkçı yanlarından dolayı da birçok Melamiye şeyhi darağacında can vermiştir. Bunlardan birisi de Melamilik'in bir başka kolu olarak ortaya çıkan Hamzavilik'in kurucusu olan Şeyh Bali Hamza'dır. Bu Melamiye şeyhi, şeyhülislam Ebusuud'un verdiği bir fetva ile asılarak öldürülmüştür. özellikle Köprülü Fazıl Ahmed Paşa döneminde birçok Melami kovuşturmaya uğramaktan, öldürülmekten kendisini kurtaramamıştır.

Yine Bayramiye tarikatının kurucusu Hacı Bayram Veli bu halkçı yanlarından dolayı Edirne'de sarayda sorguya çekilmiştir. Bu yanıyla bu tarikatlar yazı kapsamında anlatılan tarikatların dışındadırlar.

Buraya kadar Anadolu'da kendisini gösteren ilk tarikatlardan en önemli sayılabilecek olanları ele aldık. Ele aldığımız bu tarikatların ortak yanı Şeriat savunucusu olmalarıydı. Alevi tarikatları ise konumuz dışında tuttuk. çünkü bu tarikatlar istisnalar hariç resmi din anlayışının dışında ve ona muhalif olan tarikatlardı. Belli yanlarıyla anlatmaya çalıştığımız bu tarikatlar, daha sonra ortaya çıkacak olan Şeriatçı tarikatların ya öncelleri ya da onları besleyen tarikatlar olacaktı. Denilebilir ki bu coğrafyada ortaya çıkan onlarca irili ufaklı tarikat, adını andığımız bu tarikatlardan doğmuştur. Ya onların kolları, şubeleridir ya da onların içinden çıkan müstakil tarikatlardır. Evet ele aldığımız bu tarikatların ortak yanı Sünni kökenli olmalarıydı. Böyle olmakla birlikte bu tarikatlar ve devamcılarının, bütün kurallarının herşeyiyle Sünnilikten gelme olduğunu söylemek pek mümkün değildir. Ortadoğu coğrafyasında daha önce ortaya çıkan bütün inanç sistemlerinin izlerini bu tarikatlarda görmek olasıdır. Zerdüştlükten tutun da Batı Anadolu halklarının eski inançlarına kadar birçok dinsel inançtan izler bu tarikatlarda yaşamaya devam eder.

Sünni tarikatların hemen hepsi şeriata bağlıdır. Daha baştan bu durumu kabul etmişlerdir. Ancak tarikatların kuralları, şeriat çerçevesinde sınırlı kalmamıştır. Dolayısıyla şeriat dışı kurallar, birçok Sünni tarikatta kendisine yer bulmuştur. özellikle bu durum şeriatın temel olduğu devletlerin egemenliği altındaki bölgelerde ortaya çıkan Sünni tarikatlarla resmi din anlayışı arasında çelişki oluşturacaktır. işte tam da bu noktada Sünni tarikatların devlete bakış açısı devletle ilişkileri önem kazanmaktadır. Belirleyici olmaktadır. Eğer sadece Sünni değil, herhangi bir tarikat, devleti destekliyorsa, onun Sünnilik dışı kuralları görmezden gelinir; bu tarikat, şeriat dışı ilan edilmez. Dolayısıyla da varlığını korur; hatta devletten destek bile alır. Ancak herhangi bir tarikat devlete karşı çıkarsa, yani halktan yana tavır alırsa, işte bu durumda o tarikatın şeriat dışı kuralları hatırlanır. Mahkemeler kurulur; fetvalar verilir; darağaçları hazırlanır. Tıpkı Osmanlı döneminde Melamiler'in başına gelenler gibi...
http://www.istasy10.net - Günlük Puroce